Psikolog‑Yazar ve İlahiyatçı Mehmed Küçük’ten Hoşgörü Semineri
Royal Ottoman Sufi Center Ludwigshafen’de düzenlenen “Hoşgörü” seminerinde, psikolog, yazar ve ilahiyatçı Mehmed Küçük, Müslümanların yaşamlarını Kur’an‑Sünnet ölçülerine göre şekillendirmeleri gerektiğini vurguladı. O, her yeni buluşun ve teknolojinin bir kullanım kılavuzu olduğu gibi, Allah’ın vahyi de insanlık için bir el kitabı olduğunu hatırlattı. Bu kitap dikkate alınmadığında birey hem ruhsal hem de toplumsal açıdan bozulur; ihmal edildiği hâlde “bozuk” bir varlık haline gelir.
Küçük, çağdaş dünyada artan nefret, kin ve kutuplaşmanın kökeninin nefsin emriyle beslendiğini belirtti. Nefsin savunma mekanizması, “iç çöpünü” dışa atmak için agresif tepkiler üretir; bu da toplumu daha da kirletir. Bunun yerine, şiddete karşı gülümseyerek yanıt vermenin gücünden söz etti. Trafikte bir taksicinin sinirli bir sürücüye nazikçe tebessüm etmesi örneği üzerinden, sevgi‑hoşgörünün serotonin üretimini artırarak toplumsal barışı pekiştirdiğini anlattı.
İslam tarihine bakıldığında ise, Allah’ın dostları olarak nitelendirilen sahabe ve evliyalara işaret etti. Bu şahıslar Kur’an‑Sünnet’i en güzel şekilde hayata geçiren, dürüst ticaret yapan ve haklarını helal elde eden örneklerdi. Küçük, günümüz Müslümanlarının da bu mirası sürdüren bireyler olması gerektiğini, “ölçüyü”—yani ahlaki sınırları—koruyarak iş dünyasında adil davranmanın ibadet niteliği taşıdığını vurguladı.
Seminerde ayrıca modern iş yaşamının etik çöküşüne değinildi. Çalışan haklarını gasp etmeyen bir patronun örneği üzerinden, İslam’ın “rızkı”nın Allah tarafından belirlendiğini ve bu rızkın harama dönüşmesinin insanı hem dünyada hem de ahirette zarara uğratacağını açıkladı. Doğru olanı yapıp hatalar karşısında samimi bir özür dilemenin zayıflık değil, nefsin egosunu yenerek Allah katında hakiki bir şahsiyet kazandırdığını belirtti.
Son olarak Mehmed Küçük, hoşgörünün ve toleransın yalnızca teorik kavramlar olmadığını, pratikte her an karşılaştığımız insanlara sevgi‑saygı çerçevesinde yaklaşmanın bir gereklilik olduğunu söyledi. Mevlânâ’nın “ne olursan ol, kapımız açıktır” sözünden ilham alarak, her türlü inanç ve düşünceden bağımsız olarak insanları kucaklamanın İslam’ın özünde yattığını hatırlattı.
Royal Ottoman Society olarak, bu değerli sohbeti topluluğumuzla paylaşmaktan gurur duyuyor; Mehmed Küçük’ün öğretilerini hayatımıza entegre ederek daha adil ve sevgi dolu bir toplum inşa etmeyi hedefliyoruz.




















